GünÖykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GünÖykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2015

Taş Yürekli

günöykü...
ağır geldi yüküm. anladım. işittirdin, işittim. parçaladım geceler boyunca yüreciğimde yarattığım o güzel seni. kör olsaydım da görmeseydim keşke ama gördüm hep hüzünlü bakar sandığım o güzel gözlerinin ardındaki bencilliği. bildim seni ve sizi. ölçtüm tarttım kendimi. kabahatın çoğu bende. kendim gibi bildim herkesi. her gece bir cinayet işlemeli şimdi. iyi diye bildiğim, toz kondurmadığım, bir sanrıdan ibaret olan onca sevdiğimi öldürmeli, öldürmeli. içimde saklamıştım oysa sizi. yüreciğimde. o yüreğe hunharca girmeli, yakıp yıkıp her yanını küle çevirmeli. ummalı sonra, ummalı ki o küllerden bir anka süzülür belki. yoksa nasıl yaşarım, nasıl, öyle taş yürekli.

almak ve vermek


öyle büyümüştü. kimseden bir şey almayı bilmiyordu. hediye bile. ama verirdi. hep verirdi. almayı değil vermeyi severdi. bir gün bir çift saç tokası hediye ettiler ona. sanki elmas yüzük hediye edilmiş gibi, sanki bir hakaret gibi dehşete kapılmıştı. öylesine derin ve tuhaf bir dehşetti ki bu kendi haline şaştı, korktu kadın. sonra fark etti ki ömrü boyunca bir kerecik bile düştüğünde elinden tutulmamıştı. hastalandığında hiç bir el alnını okşamamıştı. hiç kimse ama hiç kimse koşulsuz bir çiçek sunmamış, çocukluğunda ona bir dondurma almamıştı. dile geldi söyledi. isyan etti. ama... dediler, sen hiç istemedin ki... istemeli miydim? e biz nerden bilelim ki sen dardasın? düşündü. salak salak hak verdi. biraz daha büyüdüm, biraz daha hayatı anladım zannetti. ufacık şeyler istedi. ufacık emekler. ufacık zahmetler. ufacık yardımlar. ta ki... işittirdiler ona, para olmazsa olmazdı yardım da. işitti kadın. anladı. dostluk ne yana düşerdi, para ne yana. kardaşlık ne yana düşerdi, çıkar, hesap, kitap ne yana. bu sefer büyüdü hakikaten. illa ki acımak gerek, ötesinde mümkün değil büyümek, bildi, anladı.

19 Mayıs 2015

İşte


birden bire gözüme ilişti. kemikli, zayıf omuzlarından tanıdım onu. kıvırcık saçlarına nicedir ak düşmüştü ama şimdi karlı tepeler gibiydiler. karası kalmamıştı. öylece yaklaştım, yaklaştığımı bilmeden. uzanıp dokundum omzuna. sakince dönüverdi. yüzü ufalmış, gözleri sınırsızca büyümüştü. acı/ılık bir sızıyla bakışları bakışlarıma kenetlendi. nasılsın, dedim. işte, dedi. başımı salladım. sustuk sonra. hep sustuk.

20 Ekim 2014

Tarlada



güneş fena yakıyordu böğrülce tarlasına düştüğümde. bir öbek kadın kahkahası yeri göğü inletiyordu. dalında kıpır kıpır sallanan böğrülceler kadar bu şen kahkahalar da baştan çıkarıcıydı. topladım, topladım, topladım. kadınların en tatlı ve en erotik dedikodularına katıldım. o bir saat nasıl da yaşadım. düpedüz hayatın çocuğuydum... toz oldum, toprak oldum, tere battım. insan tütüyordum dönüşte. buram buram insan... alenen mutluydum. tarı damakta kalan...

27 Eylül 2014

Suyun Sesi


Çokları  vardı. Çok er, çok dişi. Binbir çeşitti dünyanın yemişleri. Yüce dağlar dimdikti. Sarp kayalıklar ve milyon çeşit yeşilin anasıydı vadiler. Kuşlar vardı, kartallar ve şahinler ve atmacalar. Görkemli ydi  uçan ejderhalar. Sular kardan ak idi ve yemişten tatlı. İğde, alıç, ,incir, üzüm, kayısı. Salkım saçak dalındaydı.  Anası  yaylem kadın, babası kıvrım hoca ve kadından önce doğurmuştu asma. Üzüm idi meyvesi ve canından öte idi. Durgundu hava, kuş cıvıltılarıyla şakıyordu tepeden tırnağa dünya. Dişilerden biri ki kapkaraydı gözleri, nam salmıştı mertliği. Akan suyla hasbihal ettiği bilinirdi bir de kuşlara bindiği. Namı ise; Suyun Sesi.  Azacık huysuzdu bugün, azacık sancıyordu göbeği. Hep diri ve engindi kalçaları. Memeleri  fındık gibi iri başlı. Ama bir zamandır başkaydı. Evvelden düz olan karnı sanki kalçalarıyla yarıştaydı. Bir gümrah mevsimdeki başak gibi memeleri dolup taşmıştı. Çekildi Taşmaz Dere’nin kenarına. Dayandı durdu koca çınarın sırtına. Alı aldı, moru mor. Bir sancıyordu ki altı, dünya artık ona dar. Bütün köy tetikteydi. Ağaçlar eğilmiş, derenin suyu akmayı kesmişti. Bindiği kuşlar dört dönüyordu başında. Ancak çıt çıkmıyordu, nefes almayı unutmuştu dünya. Onlarca göz açılmıştı kocaman,  nasıl da büyülenmişti zaman. Seyretti dünya ve ilk kadın doğurdu, bir kadın ilk defa ana oldu. 

4 Şubat 2014

Günöykü -2


Yıl 1983. Bodiride gül damlası. Babamla bir türküye durmuşuz; vardar ovası...
Ancak türkünün “Kazanamadım sıla parası” nakaratını biz anlaşmış gibi hep ekmek parası olarak söylüyoruz. Babam bilinçle söylüyordu mutlaka. Ne de olsa gurbette değildik, öz yurdumuzdaydık.

Ama ekmek parası kazanmak zordu, hep zor olmuştu. Nakaratlara gelir gelmez gözleri dolardı babamın. Benim gözlerimi dolduran da bu olurdu. Biraz ağlar, biraz gülerdik. Türkülerimizi hep yaşlı gözlerle bitirirdik. Biz böyleydik.

31 Ocak 2014

Rutin ve Ritüel

Onlarca kumru vardır etrafta. Ama bir tanesi var ki, bazı sabahlar gelir konar pencerenizin kenarına. Sabah gözünüzü açınca onunla göz göze gelirsiniz. Ve yattığınız yerden hiç kımıldamadan onu seyredersiniz. Ve bunu çok ama çok seversiniz. O "bazı sabahlar" sizin ritüelinizidir. Özeldir. Yattığınız yerden tadını çıkarırsınız.
 Ancak eğitseniz bir kuşu ve her sabah gelse konsa pencerenize ve her sabah uyandığınızda ilk onu görseniz bu sizin rutininizdir. Ve giderek, baksanız bile görmez olursunuz kumruyu. Ya da görseniz bile bakmaz olursunuz. Rutin böyledir.


Rutin ve ritüel hakkında düşünmeli. Günde iki kahve içersiniz mesela. Ve çok ama çok seversiniz kahve içtiğiniz o anları. O kadar önemsersiniz ki köpüklü sevdiğiniz için yanlışlıkla kaynamışsa kahve döker yenisini yaparsınız. Bu seferki tam istediğiniz gibi olur. Damak çatlatarak içersiniz. Bu ritüeldir. Ama günde on tane ve hiç bodaya çıkarmadan içiyorsanız bu sizin rutininizdir.

24 Ocak 2014

Günöykü -1




Biz, içimizde acı biriktirip, sürüp yürek namlusuna, şiir sıkıyoruz hayata. Hedefimiz vicdan, kurşunumuz şiirdir. Hüzün tarlalarından hasat ederiz başakları. İçimizde tutup damıtırız acıları. Acıdan süzülen kelam merhemidir yaramızın, süreriz, yakar. Yanmaya çoktan teşneyiz ve yeminliyiz ezelden bu yoldan sapmamaya. Bir başka yeminimiz daha var: yüreğimiz evimizdir bizim, insan olana ardına kadar açıktır kapısı. Amma cahilsen, amma kendinden başka derdin yoksa, amma kibirliysen ve seviyorsan alkışlanmayı uğrama kapımıza mevlana tekkesi değildir burası.

20 Ocak 2014

Günöykü...


Hastaneye düşünce kelebek saplarlar bileğinize. İki kanatlı, medikal kelebek. Acıtırlar canınızı. Fiziksel acıdan ziyade can yakıcı bir şeye verilen isme takılırsınız. Yumuşacık, harikulade ve yeryüzünün en masum canlısı kelebek dönüşmüştür sivri mi sivri bir iğneye. Damarınıza saplanırken usul usul, canınız da acır usul usul. Derinden bir yerlerdendir bu sızıyı duyuşunuz. Sanki bileğiniz ya da dirsek içiniz değil de daha içerde bir yerdir sızlayan. Kelebek harf harf girer benim damarıma. Önce "k", sonra "e"... Ve acı derinleşir giderek; "l", "e"... Acının ucu sivrilir giderek ve son bir hamleyle çığlık çığlığa saplanır etinize: "b e k". Kelebekten bir acınız olur ve sabitlenir etinizde.