Bol bol yağmurlar yağıyor, ne güzel. Şimdi bu sular yazın çıngır sıcağında kullanılmak üzere necip memleketimin barajlarında, göletlerinde birikiyor mu? Bu kadar ıslak bir kıştan sonra yazın susuzluk çekersek, olmaz yani. Hani hiç duymuyorum su rezervlerinin zenginleştiğiyle ilgili tek bir haber bile. Nereye gidiyor bu sular başını alıp alıp. En son muz üretimiyle ilgili bir çalışması vardı sanırım hükümetin. Kopenhag herkese bir çeşit gelmişti de hükümete muz üretiminin incelikleri şeklinde gelmişti. Sonrasını bilmiyoruz.
Bir de Diş Perisi eksik olmuyor bizim evden bu aralar. Ahmet pat diye dişini söküveriyor. Sonra sanki bu işin aslını hiç bilmezmiş gibi Anne, bu akşam uyurken dişimi yastığın altına koysam Diş Perisi bana para getirir mi?diye soruyor. Para isteme numarasına bak. Ben de bozuntuya vermiyorum hiç. Sanmam. diyorum. Diş Perisi bile bu aralar Kıbrıs meselesiyle uğraşıyordur. Ben gene de koyacam.diyor oğlum gözümün içine bakarak. Eh diyorum, sen bilirsin. Şansını dene. Ertesi sabah uyanır uyanmaz ona bir mektup yazıyorum:
Sevgili Ahmet,
Sen çok şanslı bir çocuksun. Çünkü ailen ve arkadaşların seni çok seviyor. Çünkü Irakta yaşamıyorsun. Bak bütün bunlar olmasa da çok paran olsa pek de mutlu olmazdın sanırım.
Seni çok seven,
Diş Perisi
Aceleyle mektubu yastığın altına sokuşturup, dişi alıyorum. Sonra da koridordan Sabah oldu, günaydııııııın!diye çağırıp, duvarın dibinde tepkisini bekliyorum. Hiç unutmuyor. Gözünü açar açmaz yastığın altını karıştırıp mektubu buluyor. Kısa bir an bekliyorum sonra hayal kırıklığı içindeki sesini duyuyorum; Offf! Offfffff yau!. İşte böyle. Sonra çok hayıflanıyor Ahmet. Anne diyor diş perisi para getirmedi bari bir hediyecik getirseydi.
Evet kış güzel. Onunla olan aşkımı bilenler şikâyet ediyor. Yeter artık, diyorlar. Çağır çağır getirdin, ilân-ı aşk ettin. Daha doymadın mı, gönder gitsin artık. Ama halâ bıkmadım soğuklardan, yağmurdan. Gri havalardan da. Çıngır yazı özlediğimse pek söylenemez. Mesaryanın göbeğinde, toz duman, sivri sinek, tepiş dur. Oysa şimdi ne güzel yemyeşil her taraf. Yeşil üzerine sarı desenli bir coğrafya. Hazirana kadar güzeldir bu mevsim. Sonrası kâbus. Bir de sular kesilirse zırt pırt. İşte o yüzden şimdiden söylüyorum ya. Yumurta kabuğuna kadar her yeri doldurmalı. Hatta eskiyen mersedesleri de depo olarak kullanabiliriz. Hani ziyan olmasın diye şeyettiydim. Fena mı?
Bir de Papadopulos sağlık kontrolü için ABDye uçmaz mı bunca işin içinde. Bak bak bak! Ben de Amerikan hastaneleri sonsuza kadar bize angaje edilmiştir sanıyordum. Türkiye ve KKTC egemenlerine. Meğer Beni kendi ülkemin doktorlarına asla, öldür allah emanet etmeyiniz.sendromu onların başına da musallatmış. Tüh! E bari anlaşsalar da sağlık kontrollerini aynı zamanda yapsalar, aynı uçakla uçsalar ekonomik olmaz mı? Dünyanın parasıdır şimdi Amerikalara uçmak. Hem bu petrol krizinde. Cık cık cık!
Tijen Zeybek (21 Mart 2003, Yenidüzen)
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mart 2003
5 Mart 2003
Asit Yağmurları Gibi
Memleketin egemenler katında oturanlar gittikçe sabırsızlanıyor. Gittikçe boğazımızı sıkma, sesimizi kesme arzularının önünde duramaz hale geliyorlar. Görüşmeler konusunda karşılaşılan her problem onları sevindiriyor, umutlandırıyor ve ellerini hınçla ovuşturmalarına neden oluyor. Güney Kıbrısta Papadopulos seçilince hariciyecilik mümessilimiz kendini hemen mikrofonların önüne atıp Annan artık boşuna zahmet etmesin.diye gönlünde yatan aslanı bize nasıl da muştulamıştı.
Ne kadar da çok istiyorlar bir an önce biz bize kalmamızı. Adayarımızda egemenler ve biz köleleri. Tıpkı eskisi gibi. Kimse ne arasın ne de sorsun bizi. Onlar, dogmatik milliyetçiler, muktedirler ve zavallı halk. Biz, yani başı ezilesi asiler, hainler. İlk fırsatta günü gösterilecek olanlar. Bunun için dört gözle BMnin, ABnin, ABD'nin, Türkiye aydınının ve hatta dünyanın bir ucunda yaşadığı halde Kıbrısın Kuzeyinde yenen naneleri de kendine dert edinen enternasyonal kesimin bir an önce yüzlerini başka yöne dönmelerini nasıl da dehşetli bir tutkuyla bekliyorlar. Almışlar arkalarına bin bir çeşit sadist ruhlu aslan terbiyecisini de. Bazen kafesin parmaklıkları arasından içeri kanlı et parçaları atarak bazen de eli kırbaçlı terbiyeciyi içeri sokarak mütemadiyen bir terbiyeleme işlemine tabi tutmak istiyorlar bizleri.
Bizim başkan dediydi geçen gün, bir Osmanlı atasözü 'başarısız her isyandan sonra asilerin başı kesilir' diyormuş. Desin bakalım. Kara bulutlar gibi üzerimize çökmek, asit yağmurları gibi tepemize yağmak için tetikte beklesinler bakalım. Kendi geleceğimizle ilgili süreçlere irademizi yansıtmak gibi cısss işlere kalkıştık bir kere. Bizim barış sürecine dönüştürmek istediğimiz bu süreci onların bir an önce geçmişe havale edip, eski tebaa günlerine dönmemiz konusundaki özlemleri o kadar net ki.
Bu gelip gitmeler, Annanlar, De Sotolar, dış basın, ennn dış basın bizimle ilgilenmesin artık istiyorlar. Onlar bize paketçikler hazırlasınlar, onlar evlendirme büroları kursunlar, mersedeslerini yenilesinler, yandaşlarını ha bire yüksek maaşlı mevkilere atasınlar, burunları kanasa Amerikan hastanelerine koşsunlar, fotoğrafçılık oynasınlar film paralarını devlet ödesin, üçlü kararnamelerle atadıkları müdürler kendilerini padişah sansın, kölelerinden haremler kurmaya kalksın, bizim gıkımız çıkmasın. Gıkı çıkanın boynu vurulsun ölüsüne dahi sahip çıkılmasın.
Ama dünya küçüldü. Sermayenin küreselleşme arzusu önünde duramadık, sermeye de bizim eylemlerimizin küreselleşmesi önünde duramadı, duramayacak. Ben Nijeryada recme mahkûm edilen kadının meselesine sahip çıkacağım, Iraktaki savaşa, Filistindeki soykırıma, Diyarbakırdaki geri bıraktırılmışlığa karşı oralarda ezilen insanlarla güç birliği yapacağım. Onlar da benim bölünmüş adamı, cephanelik haline getirilmiş ülkemi, yüzen uçak gemisi gözüyle bakılan coğrafyamı tekrar yurt haline getirmem için bana omuz verecekler. Bizim küreselleşmeden anladığımız bu. Yoksa küreselleşmenin dünyanın her yerinde pepsi içip, hamburger yemek olduğuna dair kâbustan insanlar hiç uyanmayacaklar mı zannetmişlerdi acaba.
Gençleri DAÜ fırınlarında pişirip göç yollarında yemeyi sonsuza kadar sürdüreceklerini zannedenler bugün meclis kapılarında İnadına barış inadına çözüm Eroğlu bizi evlendirse de sloganlarına çarpıp tuz buz oluyorlar. Cumhurbaşkanlığına aday gençlerin fotoğraflarından oluşan albüme bakıp tuz buz oluyorlar. Meydanlara doluşan on binleri görünce kendi yalnızlıklarıyla ve tarihe karışmaya yüz tutmuş olan varlıklarıyla yüzleşip tuz buz oluyorlar.
Tıpkı gene gençlerin meclis önünde haykırdığı gibi: Dünya dönüyor Kıbrıs duramaz.
Tijen Zeybek (5 Mart 2003-Yenidüzen)
Ne kadar da çok istiyorlar bir an önce biz bize kalmamızı. Adayarımızda egemenler ve biz köleleri. Tıpkı eskisi gibi. Kimse ne arasın ne de sorsun bizi. Onlar, dogmatik milliyetçiler, muktedirler ve zavallı halk. Biz, yani başı ezilesi asiler, hainler. İlk fırsatta günü gösterilecek olanlar. Bunun için dört gözle BMnin, ABnin, ABD'nin, Türkiye aydınının ve hatta dünyanın bir ucunda yaşadığı halde Kıbrısın Kuzeyinde yenen naneleri de kendine dert edinen enternasyonal kesimin bir an önce yüzlerini başka yöne dönmelerini nasıl da dehşetli bir tutkuyla bekliyorlar. Almışlar arkalarına bin bir çeşit sadist ruhlu aslan terbiyecisini de. Bazen kafesin parmaklıkları arasından içeri kanlı et parçaları atarak bazen de eli kırbaçlı terbiyeciyi içeri sokarak mütemadiyen bir terbiyeleme işlemine tabi tutmak istiyorlar bizleri.
Bizim başkan dediydi geçen gün, bir Osmanlı atasözü 'başarısız her isyandan sonra asilerin başı kesilir' diyormuş. Desin bakalım. Kara bulutlar gibi üzerimize çökmek, asit yağmurları gibi tepemize yağmak için tetikte beklesinler bakalım. Kendi geleceğimizle ilgili süreçlere irademizi yansıtmak gibi cısss işlere kalkıştık bir kere. Bizim barış sürecine dönüştürmek istediğimiz bu süreci onların bir an önce geçmişe havale edip, eski tebaa günlerine dönmemiz konusundaki özlemleri o kadar net ki.
Bu gelip gitmeler, Annanlar, De Sotolar, dış basın, ennn dış basın bizimle ilgilenmesin artık istiyorlar. Onlar bize paketçikler hazırlasınlar, onlar evlendirme büroları kursunlar, mersedeslerini yenilesinler, yandaşlarını ha bire yüksek maaşlı mevkilere atasınlar, burunları kanasa Amerikan hastanelerine koşsunlar, fotoğrafçılık oynasınlar film paralarını devlet ödesin, üçlü kararnamelerle atadıkları müdürler kendilerini padişah sansın, kölelerinden haremler kurmaya kalksın, bizim gıkımız çıkmasın. Gıkı çıkanın boynu vurulsun ölüsüne dahi sahip çıkılmasın.
Ama dünya küçüldü. Sermayenin küreselleşme arzusu önünde duramadık, sermeye de bizim eylemlerimizin küreselleşmesi önünde duramadı, duramayacak. Ben Nijeryada recme mahkûm edilen kadının meselesine sahip çıkacağım, Iraktaki savaşa, Filistindeki soykırıma, Diyarbakırdaki geri bıraktırılmışlığa karşı oralarda ezilen insanlarla güç birliği yapacağım. Onlar da benim bölünmüş adamı, cephanelik haline getirilmiş ülkemi, yüzen uçak gemisi gözüyle bakılan coğrafyamı tekrar yurt haline getirmem için bana omuz verecekler. Bizim küreselleşmeden anladığımız bu. Yoksa küreselleşmenin dünyanın her yerinde pepsi içip, hamburger yemek olduğuna dair kâbustan insanlar hiç uyanmayacaklar mı zannetmişlerdi acaba.
Gençleri DAÜ fırınlarında pişirip göç yollarında yemeyi sonsuza kadar sürdüreceklerini zannedenler bugün meclis kapılarında İnadına barış inadına çözüm Eroğlu bizi evlendirse de sloganlarına çarpıp tuz buz oluyorlar. Cumhurbaşkanlığına aday gençlerin fotoğraflarından oluşan albüme bakıp tuz buz oluyorlar. Meydanlara doluşan on binleri görünce kendi yalnızlıklarıyla ve tarihe karışmaya yüz tutmuş olan varlıklarıyla yüzleşip tuz buz oluyorlar.
Tıpkı gene gençlerin meclis önünde haykırdığı gibi: Dünya dönüyor Kıbrıs duramaz.
Tijen Zeybek (5 Mart 2003-Yenidüzen)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)