Bulutlu havalara uyanmak istiyorum artık. Aceleci rüzgârların koşturttuğu bulutlarla koşturmak istiyorum kırlarda. Öylesine tarifsiz şekillerde, bir adım sonrası bir adım önceki haline benzemeyen, erimsiz, dokunumsuz ve kırılmaz bir yürek gibi küt küt atarak süzülmek bayır aşağı. Yeşiller bulaşsın elbiseme istiyorum, toprak kokusu sinsin avuçlarıma, sonbaharın alev rengi yaprakları katıp önüne savurması gibi savrulmak istiyorum hem de hiç direnmeden rüzgâra. Bir orman bir orman kalabalığında, bir Kasım bir Kasım serinliğinde, bir sabah bir sabah pusunda minicik, naif, bembeyaz bir papatya olayım. Aceleci, ilk yağmurlardan olma, son düşen tohumdan doğma, nemli gözlerinde biriktirdiği yaşlarını bir türlü Kışa akıtamayan, titrek dudaklı, mahzun suratlı Sonbaharın kızı, küçük beyaz papatya . Sert rüzgârlarda savrulsun dallarım, nazlı esintiler yalasın sonra yaralarımı, deli yağmurlar hırpalasın taç yapraklarımı önce, sonra tepeden tırnağa ılık hazan yağmurunun öpücükleriyle ıslanıp, tazeleneyim. Güneş bir yaksın bir yaksın, öz suyuma kadar kuruyacak olayım ki sabah çiğini son zerreciğine kadar emmenin, onu kendime katmanın tadına varayım. Böyle sabahlarım var benim; ruhtan, gövdeye kışa hasret. Uykudan uyanıklığa yağmursuz geçişlerin acısıyla sıyrılan. Evet, derisi sıyrılmış bir yara gibidir içimde yaz ve derisi sıyrılmış, kırmızı bir yaraya limon sıkmak gibidir sonbaharda bulutsuzluk. Bulutlu havalara uyanmak istiyor içim, kesinkes. Serin, onarıcı yağmurlara. Sevgi sözcükleriyle sonbaharı, aşk şiirleriyle kışı yan yana getirmek için uyanmak istiyorum uykumdan.
Ya da sevgili arsız aşk a dair söylenmedik ne kaldıysa onları söylemeye uyanayım bir sabah da. Aşka dair söylenmemiş ne var ki söylenecek.diyen, pembe avuçlu adama inat, benim tarifimden büyüsün aşk. Ben bulayım hiçbir şairin bulamadığı o en bilinmez sözcüğü. Ben yazayım hiçbir yazarın yazamadığı o en okunmamış yazıyı. Bir sabah böyle uyanmalı insan hayata. Bir sabah da söz söylemek için kalkmalı yataktan doğrudan doğruya. Aşkiçin uyanmalı uykudan ve aşkı anlatmak için düşmeli yazıya. Mesela hiç kimse söyledi mi aşkın hep acemi olduğunu. Oysa aşk da acemidir hayatta, korku da. Ve bir kere tutulursa aşk korkunun ökse tuzağına, ondan sonraki aşklara korkusundan gölgeler, tutsaklığından üşümeler hediye eder acımasızca. Hiç gördünüz mü ökseye tutulmuş bir ebabil, hayat işte öyle tutar saçlarından aşka aşık, yazmaya tutkun, itirafa meyilli, kalabalığından yalnızlaşmış, her şeyi tarif edip de kendi ruhunu tarif edemeyen acemi yazarın.
Belki bir sabah da insan kendi kendinden kurtulmaya uyanmalı. Mesela niye sıkılır kendinden kadınlar. Aynaya bakıp hep aynı yüzü görmekten neden bunalır. Siyah saçlar sarıya, sarı saçlar kızıla, kahverengiler başak rengi röfleye neden boyanır. Neden mavi, yeşil, menekşe lensler ister kadınlar. Niye sıkılır insan kendi gözlerinden. Neden sıkılmaz mesela erkekler. Neden bazıları hep sakallıdır da bazıları hiç sakal bırakmaz hayatı boyunca. Neden sakalına ak düşmüş sevgililer eski aşıklarını görünce korkudan saklanır halâ. Neden akışında giden bir yazıya, siyah beyaz, romantik bir filmden kalma, sararmış bir kare sızıverir aniden. Neden değişime ve yeniliğe çok açık sandığım ruhum alışamadı alev kızılı saçlarıma. Gece vakti her uyanışımda bakmıştım aynaya, her bakışımda yabancılığı ve kuşkuyu simgeleyen o çizgi belirerek alnımda Kim bu kadın? Bu kadın kim? diye sormuştum defalarca. Belki de önce kendinden kurtulmalı insan. Bir liste yapmalı şöyle: ilk fırsatta kurtulunması gereken duygular listesi. Mesela kurtulabilir miyim ben çıplak güneşin ruhuma attığı çiziklerden. Mesela yazın benim için başlı başına bir mutsuzluk kaynağı olmasından kurtulabilir miyim? Yazın bende uyandırdığı sıkıntıyı söküp içimden atabilir miyim? Ya da yerli yersiz ortaya çıkan acıma duygumu ilk bulduğum caminin avlusuna bırakabilir miyim? Özellikle çocuklara dair iç ezikliklerimi, nerde sokakta bir çocuk görsem kış günü, üşümekten bir türlü uyuyamadığım geceleri, uykumu bölen buzdan iğneleri, sıcak bir yatakta yatıyor olmaktan duyduğum o tarifsiz tiksintiyi kocaman bir çukur açıp içine gömebilir miyim? Saçlarımı yeniden alev kızılına boyatıp inatla böyle bir bene alışabilir miyim?
Ya da bir sabah da suçlu sevgileri anlatmaya uyanmalı insan. Açıp önüne bembeyaz kâğıtları büyük yazarların İhanetdiye adlandırdığı sevgilerin sadece birer duygu olduğunu ve insanın taammüden aşık olamayacağı gibi taammüden de sevmekten vazgeçemeyeceğini bir çocuğa masal anlatır gibi anlatmak lazım belki de. Sevgisi suçlu sayılan ve suçlu sevgiden yargılanan kadınların duyduğu acının tıpkı Dostoyevskinin Suç ve Cezasındaki Raskolnikovun dehşetle yoğrulmuş acısına çok benzediğini yazmak için uyanmalı bir sabah. Sevgileri acıya bulaştırmaktan, acıya suçluluk katmaktan ve aşkı ihanet, aldatma gibi ona en uzak sözcüklerle yan yana koymaktan vazgeçebilir miyiz acaba? Sırf bunun için uyanabilir miyiz uykumuzdan, sırf koşulsuz sevgiye inanmak için doğrulabilir miyiz yerimizden...olabilir mi?