Tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Temmuz 2013
Tanrı ve Bilim Adamları
tanrıya daha çok inanırım bilim adamlarından ve bilim adamlarına daha az inanırım tanrıdan. kim bilir belki de zalime karşı mazlumun yanında duran, yüzüne vurmadan, başına çakmadan, kendi çizdiği kalıba girmeye zorlamadan sevebilen bir tanrı ihtimalini sevmiştir insan. kimi bulmuştur, bulamamıştır kimi. ama arayışın kendisi değil midir önemli olan. son kertede bulursun her neyi arıyorsan.
4 Ekim 2012
Tabiattan Başka Şeriat Tanımam
Arada bir olur. Bir serçe, ya da bir kırlangıç
yolunu şaşırır –ki biz insanlar onların yolunu şaşırması için elimizden gelen
her şeyi yapmışızdır- benim güneşlik/atölyeme dalar. Yerden tavana kadar şeffaf
camı algılamakta zorlandıklarından olur bu. Nasıl olursa camın açık kısmından
içeri dalıverirler. Bugün sabah evin içinde yankılanan “cik ciiiiiik” sesiyle
uyandım. Çok feryat figandı. Sesi takip ederek güneşliğin kapısına kadar
vardım. Bir de ne göreyim. Şovalemin üzerinde, tuvali koyduğum ahşap kısmın
yüksekliğini ayarlamama yarayan mekanizmaya konmuş bir serçecik Telaşlı
telaşlı bakınır. Onu ürkütmemeye çalışarak içeri girdim ama ne mümkün!
Serçeçikler insanlarla yaşamakla beraber asla onlara güvenip evcilleşmemişler.
Çok da haklılar. Ben daha içeri adımımı atar atmaz pırrrrrrrr diye uçuverdi ve
kütt cama tosladı. Benim alnım öyle bir acıdı ki o anda az kalsın bayılacaktım.
Düştüğü yerden almak ve onu salıvermek ve daha fazla acımamak için dudaklarımı
ısırarak usulca ona doğru hareket ettim. Yaramaz şey! Gene pırrr diye uçuverdi
ve var gücüyle cama tosladı; Ahh! Bu sefer alnımda kocaman bir kırmızı leke ve
yumurta gibi bir şişlik oluştu. Yemin ederim. Neyse ki bu son oldu. O minicik tüy
yumağını yakalamayı başardım. Yüreciği elimin altında deli gibi atıyordu. O
camı oraya öyle koyduğumuz için ondan özür diledim, bizi affetmesini istedim.
Sonra da öpüp koyuverdim gitti.
O özgürce uçunca benim alnımda da ne acı kaldı
ne şişlik. Diyeceğim o ki hayat etrafımızdaki tüm
varlıklarla güzel. Onlarla uyum içinde olduğumuz müddetçe güzel. İnsanca
yaşamanın tek koşulu doğaya ve onun varlıklarına saygılı bir yaşam modelini
kurmak. Aksi halde… Aksi hali bugün yaşadığımız cehennemdir işte ve beteri de
vardır. Yolculuğumuz ne yazık ki ona doğrudur. Bu hırs, bu hınç nedir, neyedir
anlamıyorum ben hiç. Büyük, daha büyük ev, daha çok bina, daha çok araba, daha
çok asfalt, daha çok beton ve giderek daha az insanlık. Çünkü bunlar insanın
insan yapan özellikleri ona unutturan, onu eksilten şeyler. Bir kuş için endişelenmeyen, bir
serçenin ya da kedinin veya köpeğin hayatına saygı duymayanlar insan hayatına
da saygı duymazlar. Can dediğimiz o meseleye kafa yormak lazım.
O yüzden mezarlıklar önemli. Mezarlıklar
şehirlerin içinde olmalı. Tam kalbinde. Bakımlı, ağaçlık, çiçekli olabilir.
İnsanlar kolaylıkla, sık sık gidip, oraya elcikleriyle gömdükleri sevdiklerinin
mezarı başında durmalı, düşünmeli. Eni sonu, hepi topu şu dünyada yürüyüp
varacağımız yer orası. Bunu iyi bellemeli. Biriktirdiğimiz onca dünya malını ne
yapacağız. Şu hakikat gün gibi duruyor karşımızda; Yalnız ve çıplak geldiğimiz
şu dünyadan yalnız ve çıplak göçeceğiz. Bu bizden hiç saklanmadı. O zaman bu
telaş, bu hırs, bu hınç niye. Derdimiz nedir ki.
Daha önce söylemiştim, yazmıştım. Tabiattan
başka şeriat tanımam demiştim. Tanımıyorum. Yemyeşil tarlaları, ulu ağaçlarla
kaplı ormanları, billur sular akan çağlayanları teker teker arsızlığımıza
kurban edip dünyanın canlılığını katrana ve betona gömerek kendi cehennemimizi
elimizle yaratıyoruz. Tanrı hazretleri bir yerlerden dünyaya bakınca dört
kitabında da tarif ettiği korkunç cehenneminin bir prototipinin budala insanlar
tarafından yeryüzünde nasıl da özenle yaratıldığını esefle izliyordur. Kendi
cehenneminin insanları neden korkutup da iyiliğe yönlendirmediği üzerinde artık
kafa yormaya başlasa yeridir.
Tijen Zeybek - Mayıs 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
