Düşünce Uçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşünce Uçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2015

uzak düşünceler...


kimse başını kaldırıp bakmazsa gökyüzüne, gökyüzü neden masmavi olsun ki. neden yüklensin bulutlarla. neden şenlensin kuş çığlıklarıyla. kimse kaldırıp başını dikmez ise gözlerini ufuğa, görmezse kızıl kıyamet doğuşunu, batışını güneşin, uzağın yakını, gecenin gündüzü, karanın akı doğurduğunu bilmez ise neden dönsün ki dünya. kimse kaldırıp başını bakmaz ise enginlere, görmez ise denizin tuzunu, suyunu... görmez ise dalganın coştuğunu bazen de uyuduğunu, neden ada olsun ki ülkemiz, neden nennilesin bizi deniz.

derin...


belki de kaybolmuşuzdur. kendimizi "biz"i bulamıyoruzdur. tarihimizdeki devamlılığı yitirmişizdir. bir yerlerde koparıp attığımız köklerimiz acıyordur derin derin. o yüzdendir her köyde bir panayır düzenleme, panayırlarda buluşma ve çok olma telaşımız.

18 Mart 2015

Ecel


kapı çalması gibidir gelmesi ecelin; hep çalar, hep gelir...

İnsan Hatıra Biriktiren Varlıktır

ezelden bildiğini unutmaktır insanın dramı. unutmayı marifet sanmak. önünde sonunda vardığı yer hatırlamaktan, bilmekten ödü kopmak. korkunun ecele faydası yok diyen de o oysa. unutmayı seçmediği zamanlarda. oysa hatıra biriktiren bir varlıktır insan. o yüzden hatırlamaktır doğası.  bir başarabilse tarih tekerrür etmeyecek bir daha, işlenmeyecek aynı suçlar, yanmayacak bunca can. ama korkuyor işte. acımaktan. hatıralarından ibarettir insan. onlardır bir tek birikmesi doğal olan. yaşamak eylemindeyiz çünkü. yaşarız, yaparız ve geçer zaman. hatıra demek ömür demektir. bakın bakalım geriye. en çok ne biriktirdiniz. ah güldürmeyin beni... eşyanızı sormuyorum elbette. paranızı ise hiç. hatıralarınızı soruyorum. gülerken, ağlarken, öperken, severken, sevilirken, kana kana bir bardak suyu içerken, çıplak ayak kırlarda koşarken, zalime haddini bildirirken, mazlumun yanında dururken, kederli bir çift gözün içine tüm şefkatinle dalarken, verirken, alırken, paylaşırken...

Sormaktır İnsanın Doğası

sormaktır insanın fıtratı. merak etmektir doğası. bilmek, anlamaktır amacı. bunlardan uzak ve de muaf olanlar yalnız ve ancak hayvanlarla bitkilerdir. insan değil misiniz ki sormayacaksınız? insan değil misiniz ki anlamaya çalışmayacaksınız? insan değil misiniz ki merak etmeyeceksiniz? insan olmak, kendinizi oldurmak gibi bir boyun borcunuz vardır. bu ömür bunun içindir. yoksa yeyip içmek, nefes alıp vermek ve çiftleşmekten ibaret olsaydı varlık sebebiniz insan olarak gelmezdiniz dünyaya. tabiatta tesadüf diye bir şey yoktur. eğer insan olmak için gelmişseniz, insan olmak üzere doğmuşsanız insan olmak için uğraşacaksınız demektir. uğraşmalısınız. bırakın her şeyi: yalnız ve ancak kendinizi izleyin. bakın bakalım ne biçim bir adamsınız, bakın bakalım ne biçim bir kadınsınız. ne mene bir gençsiniz böyle. kendinizi suç üstü yakalayın. yüzünüz kızarıyor mu bakın. kızarmıyorsa düşünün neden ve ne zamandan beri çıkmışsınız insanlık yolundan. en son kime ne faydanız dokundu şu hayatta? bir bakın. ağız dolusu kahkahalarla ne zaman güldünüz? haklı bir kederin pençesinde ne zaman göz yaşı döktünüz. e insansınız. ağlar insan. kıldan ince kılıçtan keskin vicdanı vardır. o yüzdendir ki kutsal bir şeye sahiptir. tanrısal bir şeye. vicdan sızısına. 

2 Mart 2015

Dil ve Söylem

Dil, söylem önemlidir. kimin için? edebiyattan yani edepten gelen için. edebiyattan gelen odur ki sahici olanın ve hakikatin peşindedir. harf harf, kelime kelime, cümle cümle yaşar. özündendir sözü ve sözündedir özü. o yüzdendir ki soluğundan, nefesinden tanır tepeden inme olanı da insana insan diye bakanı da. insana dair her şey kabulümüzdür derken insana dair zulmün her birinden haberdarız demek ister. haberdarız ve biz sizden değiliz, başkayız demektedir.

25 Şubat 2015

soru


hem sürekli iyiyi istemek ve fakat hem de sürekli kötünün, cahilin, çıkarcının, tinyözün yanında yer almak, iktidarın payandası, muktedirin yoldaşı olmak ne mene bir deliliktir ey insan, ey vicdanımda demleyip, ışıktan süzdüğüm aklım!

düşünce uçları


başlangıçta kelam vardı - incil, yoanna
başlangıçta eylem vardı - faust, goethe
başlangıçta niyet (düşünce) vardı - ben

18 Ocak 2015

Okumak Üstüne - yedisinde neysen yetmişinde de o olamazsın. olmamalısın. o zaman yedi ile yetmiş arasındaki yıllar ya eylemsizdir ya da gereksiz.

okumak üstüne...
okumak bir eylemdir ancak okumayı söken çocuk henüz eylemsel bir okuma edimi içinde değildir. belki de hiç olmayacaktır. okur/yazar dediğimiz insan için de okumak eylem değil sadece öğrenilmiş bir edimdir. bir eylem olarak okumak yazıya dökülmüş düşünceye düşünceyle dokunmaktır. böylesi bir okumak çok taraflı bir tartışmayı kendi içinde en şiddetli ve kıyasıya sürdürebilme becerisidir. ki bu bir süreçtir. süreç boyunca kişi kendi düşüncesinden şüpheye düşer, düşüncesini değiştirir ya da tümden terk eder ya da kendi düşüncesi daha da pekişir. kendi düşüncesi daha da pekiştiği bir durumda son okuduğu metnin kaynağına şüphe duymaya başlar. eğer kendi düşüncesini terk etmişse, düşünceye sahip olmasına yol açan, geçmiş okumalarının kaynağına olan inancı sarsılır.

okumak kendi düşüncelerini bir başkasının düşünceleriyle sınama cesaretidir de. onları birbiriyle çarpıştırma, kıyaslama, ölçme, tartma ve sonuçları bakımından yargılama cüretidir. kendi kendine karşı bir eylemdir okumak. yani okumak eylemi içindeki kişi düşüncelerini umutsuzca doğrulamak çabası içinde değildir. tam tersine onları sallamak, sarsmak, üst üste koyduğu taşları yerinden oynatıp tekrardan aynı sağlamlıkta yerlerine konulup konulamayacağını test etmektir. testi geçemeyen düşünce belli bir sürecin sonunda -eğer kişi kendine sadıksa- değişir ve hayat içinde yol alınmış olur.

düşünceleriniz sizin düşünceleriniz midir? güzel sorudur. kendini bir siyasi partinin yılmaz neferi olarak tanımlayan ve ömür boyu o partiye bağlı kalan kişinin düşünceleri kendi düşünceleri midir yoksa partinin kanaat önderlerinin düşünceleri mi? bunlar dışına hiç çıkmış mıdır? kendini marksist olarak tanımlayan kişinin düşünceleri kendi düşünceleri midir? marks'ın düşünceleri mi?
eylemsel bir edim içinde okumayanlar önlerindeki metin ne yazıyor olursa olsun orada yazılanları değil inandıklarını okurlar. yani inandıkları doğruyu çürüten bir cümleyi inançlarını kuvvetlendiren bir cümle biçiminde yorumlayabilirler. bu anlamda okumak günümüz "entel", "okumuş" insanında ve özellikle de gençliğinde çok sık rastladığımız, tehlikeli bir hastalıktır.

oysa ki bir eylem olarak okumak insanın kendi düşüncelerini bir başkasının düşüncesiyle kıyasıya çarpıştırması ve bu yorucu süreç sonunda elinde kalanlara bakarak düşüncesini yeniden ve yeniden yargılayarak ona müdahale etmesidir. bu anlamda düşüncenin düşünceye müdahalesidir olup biten. amma asıl mücadele her durumda insanın kendi kendisiyle yaptığıdır. emekle ve kılı kırk yararak ve her gün yeniden ve yeniden gözden geçirilerek yaşatılan düşüncenin evrimidir söz konusu olan. ve bu yolda bir çok düşüncenin devrilmesi de kaçınılmazdır. yani yedisinde neysen yetmişinde de o olamazsın. olmamalısın. o zaman yedi ile yetmiş arasındaki yıllar ya eylemsizdir ya da gereksiz.


18 Ağustos 2014

Hayatın Karşıtı Değildir Ölüm

görsel:tz

Doğum bir süreçtir. Teker teker toplanır zerrecikler. Birbirlerini bilirler ve bütün için bir araya gelirler. Ölüm de bir süreçtir. Teker teker ayrılır birleşenler. Tekrardan tek olmak için bütünü terk ederler. Birleşenler saftır. Ayrılanlar da. Geride "kir" kalır. Anlayacağınız ölüm arınmadır. 
Hayatın karşıtı değildir ölüm. Doğumun karşıtıdır. Hayatın karşıtı yoktur. O kendisidir. Ve her şeyi içerir. Ölümü de doğumu da. Doğarken ve ölürken dahi hayattasınız, hayatsınız, hayatınsınız. Zerre ya da bütün sizsiniz. Doğumla ölümün ayrı gayrısı yok, zerreyle bütünün de. Sürer gidersiniz.

6 Ağustos 2014

Ahh İnsan

İnsan... Ahh insan. Apaçık bir mektup gibi okudum, yazdım seni.

Ölüm Ne Ola ki?

Açıkçası ölümün ne olup olmadığı beni hiç ilgilendirmiyor. Hayatın mucizesini yaşamakla doluyum.

3 Ağustos 2014

Ruh



Ruhunuz derininizdedir ve derininizdir. Bakın kendinize. Görünen, bilinenden öte bir siz var mı içinizde?

1 Ağustos 2014

Sıcağın Dişleri

Biliyor musunuz? Kıbrıs'ta sıcağın dişleri var. Usul usul kemirir sizi. Teninizi değil, tininizi, derininizi.

Azgın Sıcak ve Modern Toplum

Sıcağı azdıran bir şey var, biliyorum. Umudun zapt edilmesi. Korku dağları değil şehirleri bekliyor çünkü. Her an işsiz kalabilirsiniz. Her an çalıştığınız şirket kapanabilir, banka batabilir, ücretler düşebilir. En ucuz ham madde emek çünkü. Bir tek onun fiyatı artmıyor. Kuyrukta bekleyen çok. Beğenmiyorsan çek git derler. Korkudan kıvranıyor şehir insanları. Çekap olmaya gidiyorsunuz yılda bir, iki. Ya bu sefer aksi bir şey çıkarsa? Ya kanser olmuşsam? Ya kitle görülürse? Nezleden yaygın çünkü. Trafik kazasında ölmek de var. Beteri, sevdiklerini kaybetmek. Korkuyor insanlar. Ya parasız kalırsa günün birinde. Ya eve hırsız girerse. Ve korkuyla baş başa ve teke tek ve göz göze yaşanıyor hayatlar. Yazık! Artık insanların ne sığınacak bir tanrıları ne de onları kötülükten koruyacağına inandıkları bir duaları var. Tanrıyı da çaldılar. Ve kendilerine benzetip, öyle cimri, öyle bencil, öyle gaddar, öyle zalim kılıp, kitaplara kapattılar.

29 Temmuz 2014

hafiflemek

içine girdiğim dünyanın da içinden çıkmak istediğim dünyanın da kapısı minicik. o yüzden sürekli hafifliyorum.

büyümek

ben küçücük bir karınca iken dünya kocaman bir öküz idi. ben büyüdüm, dünya küçüldü.

22 Mart 2014

Büyük Şehrin Yalnızlığı Ağırdır



Hiçbir yalnızlık büyük şehirde yaşayan insanları ezen yalnızlık kadar ağır değildir. Büyük şehirler, apartmanlar, gökdelenler ev olamadı, olamaz insanoğluna. O yüzdendir çağlarca insanlık yolunda büyüyen insanın hızla küçülmesi. O yüzdendir insanın insanlığından eksilmesi. Büyük şehir insanı bin yıl da yaşasa göçmendir olduğu yerde. Büyük şehrin yerlisi olunmaz, çünkü beton "yer" sayılmaz. Toprakla birlikte köklerini, tarihini, masallarını, türkülerini kaybeden insan artık belleği silinmiş, insani özellikleri belki bir daha ortaya çıkarılamayacak derecede sindirilmiş kayıp insandır. 

Büyük şehrin korkuları da büyüktür. Kemirir insanı. Sokağa adım atmakla varlığından uzaklaşmak bir olur. Onca birbirine yabancı kalabalık arasında kendi varlığını nereye koysan olmaz. Şu yanından geçen sana benzemiyor. Arkandan gelen de. Önünde giden yedi kat yabancı. Kimseye merhaba demeden yürüyebilirsin saatlerce hatta günlerce. Kendini küçültürsün mecburen. Bir "hobi" grubuna dahil olursun ve varlığını hissetmeye çalışırsın. Az çok birbirine benzeyen insanlar olmasını umut edersin. Ama değildir. Değildir çünkü her yalnızlık kendine benzer ve yalnızlık ortaklaşılabilen bir şey değildir. Aslında yalnızlık düşman da değildir. Ancak yalnızlığa mahkum kılınmış insan şakası yok kanserdir. İnsanın insana olan korkusunu ve güvensizliğini besler, büyütür ve onulmaz bir hale getirir büyük şehir. Yalnızlık ve tedirginlik, tedirginlik korku biriktirir çünkü. Birikmiş korkunun sonucu öfkeyle boğulmaktır. Kimi sessizce kendi öfkesinde, öfkesinin dahi farkına varmadan boğulup gider. Kiminde patlar öfke. O zaman kişi bu güne kadar adını koyamadığı, simasını bilemediği, sesini tanımadığı düşmanına zehrini kusmak için somut bir hedef arar. Arar ve bulur. İşsizlerdir, köyden gelenlerdir der. Kendinin de yirmi, otuz, kırk yıl önce köyden geldiğini unutarak. Tinerci çocuklardır der. En masumu suçlu ilan ettiğinin hiç ayırdında olmayarak. Kulağına mutlaka çok eskiden üfürülmüş bir alevi, komünist, solcu, orospu, kötü kadın, iç düşman, hain vs öcüsü vardır. Çıkar gelir belleğin katman katman altından, ete kemiğe bürünür ve cinayet işlenir. Budur büyük şehirlerde toplu olarak ama toplum olamayarak yaşamanın sonu. 

13 Mart 2014

Tanrı/Allah/Yaradan



Tanrı/Allah/Yaradan var mı yok mu sorunuza kimse cevap veremez. Ne bilim adamları, ne NASA, ne CERN ne de başka bir yer. Bu sorunuza Papa da cevap veremez, diyanet işleri başkanı da, Buda da, Krişna da, Tao da, Mevlana da cevap veremez. Kitaplarda da bulamazsınız tanrıyı. Ne Kuran'da, ne İncil'de ne de Tevrat'ta. Camide de bulamazsınız, ne de kilisede, havrada. Vatikan'da da değildir tanrı, Kabe'de de,Hindistan'da da.
Onu içinizde bulursanız var demektir ki zaten o zaman her yerde bulursunuz. Bulamazsanız yok demektir ve zaten o zaman hiçbir yerde bulamazsınız. Lakin yola tanrıyı bulmak için çıkmanıza gerek yok. Yola insan olmak için çıkacaksınız. Eğer insan olma yolunda yürümeyi başarırsanız arasanız da aramasanız da bulursunuz ve bulduğunuzun adını bilmediğiniz için ona Tanrı/Allah/Yaradan dersiniz. Yok insan olmak yolunda yürümeyi başaramazsanız vardığınız yer layığınızdır ama başka bir yoldur.
Tanrıya/Allaha/Yaradana yakın olan, insanlaşma yolunda olanın parayla, iktidarla, hırsla, kinle işi olmaz. İsterse her gün bir hatim indirsin. Günde bin kere namaz kılsın. Kendini kiliseye, havraya kapatsın ve yirmidört saat kitabını okusun. Tanrısallığa dahi yaklaşamaz değil ki hakikate. Altın koltukta oturan ve Afrikadaki aç çocuklar için yardım çağrısı yapan Papa şu yeryüzünde Tanrıya en uzak varlıktır. 

Eğer kitaplardan tanrıya, allaha ulaşılabilseydi seksi kedicik biriktiren Adnan Hoca bir ermiş olurdu. Diliyle de, eliyle de döven bir zalim olmazdı Tayyip bey. Eğer Kuran okumakla allaha yaklaşılsaydı Muaviye olmazdı, Yezid olmazdı, Emevi olmazdı. Cübbeli Ahmet kendi çocuğundan tahrik olduğunu o yüzden kucağına almadığını itiraf etmezdi.

4 Şubat 2014

Rutin ve Ritüel

Rutin ve ritüel hakkında düşünmeli. Günde iki kahve içersiniz mesela. Ve çok ama çok seversiniz kahve içtiğiniz o anları. O kadar önemsersiniz ki köpüklü sevdiğiniz için yanlışlıkla kaynamışsa kahve döker yenisini yaparsınız. Bu seferki tam istediğiniz gibi olur. Damak çatlatarak içersiniz. Bu ritüeldir. Ama günde on tane ve hiç bodaya çıkarmadan içiyorsanız bu sizin rutininizdir. Onlarca kumru vardır etrafta. Ama bir tanesi var ki, bazı sabahlar gelir konar pencerenizin kenarına. Sabah gözünüzü açınca onunla gözgöze gelirsiniz. Ve yattığınız yerden hiç kımıldamadan onu seyredersiniz. Ve bunu çok ama çok seversiniz. O "bazı sabahlar" sizin ritüelinizidir. Özeldir. Yattığınız yerden tadını çıkarırsınız. Ancak eğitseniz bir kuşu ve her sabah gelse konsa pencerenize ve her sabah uyandığınızda ilk onu görseniz bu sizin rutininizdir. Ve giderek, baksanız bile görmez olursunuz kumruyu. Ya da görseniz bile bakmaz olursunuz. Rutin böyledir.