Kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2013

Kapitalizm

Kapitalizmin ıslahı mümkün değildir. Onun pazar/kâr düzenini iyileştiremezsiniz. Toptan reddetmek tek çaredir.

Kapitalizm ahlâki bir meseledir. Özü arsızlık ve bencilliktir.

Paradan bağımsızlaşmadan özgürleşemezsiniz.

Tijen Zeybek

4 Ekim 2012

Kapitalizm

Hepimiz şu koca dünya yuvarlağının üzerindeyiz. Ancak her coğrafya, her memleket, her halk kendi cennet ya da cehennemini yaşıyor. İş bununla da bitmiyor, her şehir, her köy, her mahalle kendi bataklığında ya da gülistanında sürdürüyor hayatını. Ve dahası var. Her ev ayrı, o çatının altında bir arada olan, adına aile dediğimiz insanlar da teker teker kendi yarattıkları kişisel âlemlerinde kahkahalarla ya da gözyaşları içinde varoluyorlar.

Hepimizin üstünde gökyüzü var. Ancak kiminde bolca yağmur bırakan bulutlar birikiyor, kiminde ise öcü görmüş gibi hızlıca geçip gidiyor bulutlar. Kimineyse uğramıyor bile. Biz üçüncü gruptayız. Nicedir bulut bile geçmiyor üzerimizden.

Ortadoğu denen bu bölgede kan hiç durmuyor. Aşağıda kan ve çöl, yukarıda cehennem gibi yakan bir güneş. Bu coğrafyanın dağı, taşı, bitkisi, hayvanı, toprağı, yana yana kavruldu. İnsanların dudakları çatlak, yürekleri patlak, ruhları ise bedenlerindeki ve coğrafyalarındaki talan yüzünden paramparça.

Biz üçüncü gruptayız demiştim. Çölleşiyoruz süratle. Coğrafyamıza benziyoruz giderek. Sadece bu olsa yaramıza merhem bulunurdu belki. Ancak yüreklerimizdeki çölleşme toprağımızdan çok önce başladığı için kendi kendimize hayrımız dokunamıyor.

İnsanoğlu kendi kendine yenildi. Kendi kendine yenilen insan, varlığının doğal karakterini yerle bir edecek bir toplumsal düzen kurdu kendine. Kapitalizm. Bu düzende insanların zaafları sömürüldü, arzuları kışkırtıldı. İnsanın iyilik, dürüstlük, erdem, ahlâk gibi üstün ideallerle yaşama hevesi ya da niyeti önce küçümsendi, sonra düpedüz ahmaklıkla eş tutularak ötelendi. Böylece insanın doğal karakteri değiştirildi.

İnsanın doğal karakteri acıkınca  doymak için yemekken, yemek başlı başına bir amaç haline geldi. Milyonlarca insan nedenini bir türlü anlayamadığı bir kendinden memnuniyetsizlik içinde yaşıyor. Bilincindeki huzur vermez anlamsızlık boşluğunu yiyerek dolduracağını zannediyor.

Emeğin ve hak edilmiş kazancın hazzı da unutturuldu insanlara. Tam tersine olabilecek en az çabayla olabilecek en yüksek kazancın hedeflenmesi öğretildi. Hak etmek, ter dökmek, yorulmak gibi kavramlar modası geçmiş, eski insanlara dair safsatalar olarak gösterildi ve gündelik hayatın dilinden süratle dışlandı. Önemli olan fırsatı kâra dönüştürmekti. Önemli olan iktidara yakın durmak, en azından renk vermemekti. Önemli olan kapitalist çarkın nasıl döndüğünün “farkındalığını” edinmek için “farkındalık seminerlerine” katılmak ve o çarka pürüzsüz bir dişli olarak katılmaktı. En azından çarkın dişlileri arasında sorun yaratmadan ezilmek ve foseptik çukurundaki yerinizi hır gür çıkarmadan almaktı.

Kandaşlararası ilişki yasağını getiren ilkel toplumdan çocuk pornosunu seks turizmi adı altında meşrulaştıran kapitalist topluma vardık böylece. En son İsviçre parlamentosunda bir milletvekili kandaşlararası ilişki yasağının da artık “çağdışı” olduğuna hükmetmiş olacak ki bu tarz ilişkinin ancak reşit olmamışlar arasında yasak olmasını, yetişkin insanların kiminle seks yapacağına “özgür iradesiyle” karar vermesi gerektiğini savunarak yasa önerisi sundu. Neyse ki reddedildi.

Karakterinin insani özelliklerini kaybetmiş, varlığında bir anlam bulamayan milyonlarca erkek –ki onlar hükmedenlerdir ayrıca- bilincindeki acı verici boşluğu spermleriyle dolduracağı yanılgısı içinde, porno denizinde yitip gidiyor. En büyük kurban çocuklar, kadınlar ve bazen de hayvanlar.
Daha devam edeceğiz.

Tijen Zeybek - Ekim, 2012 

6 Eylül 2005

160 SAYFALIK KEDER

Öğrenirsiniz. Öğrenmek büyümektir. Büyümekse ölmeye yaklaşmak. Bin bir zahmetle çoğalır saçlarda karlar. Hayat, bin bir eziyetle yüzünüzdeki çizgilere yeni çizgiler katar. Hayat mı yazsam yaşam mı, hangisinde asıl anlam. Saatlerce düşünürsünüz kimi zaman. Hayata dair bir öykünün kitaba dönüşme serüveninde yaşanan hayal kırıklıkları ve hüznün can yakışında sınır var mıdır. Yüz altmış sayfalık bir kederden nasıl kurtulur insan. Ah, bakanlarla yapılan toplantılar daha önemlidir edebiyattan. Ah, çok işi vardır herkesin ve dostlar istisna değildir bundan. Sosyalist bir düzeni isteyip, sosyalist bir düzeni özleyerek sabah sekiz akşam beş, ter döker kendi deliğinde herkes. Sonrası, yorgunluk. Sonrası, uyku. Sonrası...sonrasızlık. Ara sıra bir çığlık kopar, koptuğu yerde kalır... Kalsın. Çarpıp yankılanacak bir duvar bile bulmaz önünde...Bulmasın. Sesinizle rahatız etmeyin işyeri sahiplerini, fark etmez birlikte yürümüşseniz bile Mağusa'dan Lefkoşa'ya onca mesafeyi. Hiç kimsenin düzeni bozulmasın. Randevular ve işler önemlidir. Ne demiş kapitalizm, vakit nakittir!

Her gün onlarca kitap düşer piyasaya. İlânlar boy boy, reklamlar sayfa sayfa. Kitap yazmak yürek işiydi...eskiden diyorum. Şimdiyse varsıl oyalantısı. Kitapları binlerce basılıp satılan birisi yazarken çok eğlediğini söylemiş, çok keyif alarak yapmış bu işi. Oysa yazmak cehenneminden söz eder yazar. Yazmak acımaktır, dağılmaktır, hayatın her bir yerinize sapladığı cam kırıklarını yerinden oynatmak, kanamaktır. Eğlenmek için yazmaz yazar. Bir zorunluluktur onun için. Çünkü, düzenin insanı boğan, farklılıklarını törpüleyen baskısından kurtulup, varolmayı sürdürebilecek kadar soluk alabilmesi gerekir. Düzenin sıkı sıkıya ördüğü duvarlarda böylesi yaşamsal bir gediği ancak yazarak açar.

Oysa seyirciler gibi okurlar da 'eğlenmek' istiyor. Gönül Yarası çok iyi bir film olmasına
rağmen gösterimde olan diğer Türk filmleri çok daha fazla seyirci toplamış ve eleştirmenler bunu insanların komedi filmlerine daha fazla itibar ettiğine yormuşlar. Öyledir elbet. Bunda şaşacak bir şey yok. Kapitalist düzenin insanlarıyız biz. Ve bu düzenin tezgâhından geçen her nesil bir öncekinden daha acımasız, daha ben merkezci, daha duyarsız olacak. Herkesin 'barış' adına uzlaşmayı seçtiği böylesi düzenlerde kavga, emek, acı, yürek, dostluk ve fedakârlık elbette anlamını yitirecek. Acıtmayan filmler, acıtmayan kitaplar, acıtmayan yapıtlar derken acıtmayan 'gerçekler' istemeye başlayacak insanlar. Güney Asya'nın cennet adalarında keyifle kumsalda uzanma 'haklarından' söz edecekler. Ve kıyıya vurarak bu haklarına 'gölge düşüren' düşüncesiz cesetlerden rahatsız olmamayı öğrenecekler. ?Barış ve düzen? için böylesi bir duygusuzluğu benimseyip onunla uzlaşacaklar. Sokaklarda aç gezerek, dilenen, hırsızlığa başvuran, köprü altlarında tiner koklayan çocukların acıtan gerçekliğinden kurtulmak, steril hayatlarını korumak için bu çocukları Yassıada'ya toplamaktan söz edecek insanlar. Akıllarına gelen bu parlak fikirle çoktan uzlaşmışlar. Bu düşüncenin normal ve hatta çok iyi bir düşünce olduğuna inanmışlar.

Evet. Kaldıralım gözümüzün önünden bizden fedakârlık isteyen, yardım isteyen, insanlık isteyen ne varsa. Açlıksa açlık, dostluksa dostluk. Bize ne. Elimizin tersiyle itelim. Kaldıramadıklarımızı canımız acımadan görmeye alışalım. Ölen ölür, biz keyfimize bakalım. İster doğal afet kurbanı olsun, isterse doğal olmayan afet ?savaş, açlık- olsun, fark etmez. Halının altına süpüremiyorsak, önce gözlerimizi kapatalım, yetmeyince görsek bile aldırmamamız gerektiği konusunda piyasayla uzlaşalım, olsun bitsin. Her şeye, ama her şeye alışalım. Her şeyle, ama her şeyle uzlaşalım.

Eh madem öyle, yeni sloganlar bulalım kendimize: Gerçekçi ol, imkânsızı isteme. Uzlaş kapitalizminle.


Tijen Zeybek (Mayıs, 2005 - Evrensel Gazetesi)