İşte yaz kokulu bahar geldi.
Baharın ikinci faslı bu. Belki de ilk yaz demek en doğrusu. Yeşiller sarıya
dönmekte süratle ve güneş iyice ısıtmaya başladı her yanı. İlkbaharın narin,
kısacık ömürlü çiçekleri günlerle sayılabilecek yaşamlarını tamamlayıp toprağa karıştılar
bile. Mesela erguvan. O çılgın, o kışkırtıcı, bir avize gibi ışıldayan halinden
eser kalmadı. İşin garibi, ilkyaz geldi ama erguvancık çiçeklerin ardından
yeşil yaprak bile açmadı. Asmış yüzünü, küskün küskün bakıyor. Kim bilir hangi
hoyrat yaraladı yüreciğini. Hangi vefasız âşık çiçekleriyle birlikte terk edip
gitti. Belli, hırpalanmış, erken unutulmuş. Demek ki sadece bir tutkuymuş,
gelip geçici. “Bilirim ben böyle tutulmaları” demişti zamanın birinde bilge
âşık. “Geldikleri gibi aniden çekip giderler” doğrudur.
Ay tutulmaları gibidir aşk tutulmaları da.
Kimi görür, kimi görmez. Gökte ay tutulur, adam vardır haberi olmaz, kadın
vardır ilgilenmez. Gökte ay tutulur, kimi başını kaldırır bakar, kimi zahmet
etmez. Çabucak olup biter her şey. Saman alevli bir yangın gibi. Alevlerin göğe
yükselmesiyle sönmesi bir olur. Bazen “yarım” tutulur ay. Bir yanı inkârı
seçerken öteki yarım tam bir âşıktır. Bir yanı aşkın pırıltısıyla ışıldarken
öteki yarım alacalı bir karanlıktır. Aşk tutulmaları da ay tutulmaları gibidir
işte. Yarım tutulmalarda âşık kararsızdır, korkaktır, ürkektir. Gözü hep
kapıdadır, olmazsa akreple yelkovandadır. Yarım aşk tutulmalarında âşık
sevgilisini yolcu ederken onun yalvaran, daha ayrılmadan özleyen hallerine omuz
silker, der ki; ne yaparsın evde beklerler.
Bazılarında ise yarım aşklar yarım sevişmelere gebedir. Yarım aşk
tutulmalarında görüşmeler de sevişmeler de çalıntıdır. Ödünç zamanlarda,
çalıntı ve eğreti mekânlarda sürünür yürekler.
Bütün zamanlar parsellenmiş,
sevgiler sahiplenilmiştir. Sen “benimki”, ben “seninkiyimdir”. Parmaklar işaretli, insanlar “nişanlı”dır.
Kesilecek ağaçlar gibi çarpı konmaz üzerlerine ama halkaları vardır. Bu yüzden
her an belirlidir ve zamanların gardiyanları vardır. Onlar sahip çıkar
sahiplilere. Çalıntı zamanların arayanı çoktur. Yarım aşk tutulmalarında
âşıklar zaman hırsızıdır. Hırsızların jurnalcisi de çoktur. Kimin ne zaman,
nerede, ne söyleyeceği bilinmez. Kimi sorulmadan söyler, kimi sorgu odalarında
uydurur. Gerçekten çok yalan söyler jurnalci. Jurnalcinin yaşamı yalandır,
ihbardır.
Ama işte ilkyaz gelmiştir.
İşte erguvan çiçeklerini dökmüş, yarım aşkının ardından gözyaşlarını
dökememiştir. Âşığı onu yolcu ederken
hiç itiraz etmemiş, çiçeklerini soyunup, çıplaklığını giyinmiştir. Çıplaklığını
giyinip öyle çıkmıştır kapıdan. Kim bilir bir daha hangi günde çalınır zaman.
Hangi gün sorguç iğnesi batar da gardiyanların gözlerine, çalıntı zamanlar
çalanların olur. Tutuk yüreklerin
çarpıntısından dökülür solgun arpa çiçekleri ve onlara yatak olur, yastık olur,
çıplak bedenlerine örtü olur.
Kaç yılda bir tutulur ay,
güneş tutuşur, yıldızlar bir hoş olur. Kaç ömürde öğrenilir sevmek, sevgi
koşulsuz olur, yalnız olur, özgür olur. Mesarya’mın yalnız Alıç’ı gibi,
Kırlangıç’ın yarım rüyaları ve Erguvan’ın yarım aşkı gibidir tutsak sevgiler.
Coğrafyaları bölen dikenli teller yürekleri de böler. Ama bu bölünme üzülesi
değildir. Tersine, susuz toprak gibi yarılır ruhlar ve kim bilir ne zaman oraya
düşmüş bir tohum, öylece kuruyup yok olmak yerine, çimlenmeyi seçer. Tohumun çimlenmesi sürprizdir.
Beklenmeyendir.
Tohumun çimlenmeyi seçmesi
prangalara, çok bilmiş küstah âşıklara, sahipli zamanlara ve gardiyanlara
inattır. Tohumcuk hayal kırıklıklarından,
“benimki” kavramını sahiplenmemekten ve “seninki” olmayı reddetmekten
beslenir. Böyle yeşeren ve filizlenen sevgi, yarım aşk tutulması olur, büsbütün
aşk olur, sevda olur. Kime ne? Ama mutlaka yaşanmaya değer olur. Yazılmaya
değer olur, şiir olur, roman olur. Çokça güzel ama biraz dağınık bir cümle olur
dökülür dudaklardan: Çok tatlısın, her
şey çok güzel olacak kadar tatlısın olur.
Olur.
Kime ne?
Tijen Zeybek
09/04/02