21 Ekim 2013

Gül, Zil ve Şal


Kendime bir gül aldım bugün
 Çok kırmızı, inanılmaz.
 Takıp kulağıma
 Başladım yeni bir dansa
 Adanmış tanrıya
 Derken yeni bir şey
 Yeni bir ses katıldı
 Gülle süren çılgın dansımıza
 Kim olabilir ki bu pervasız,
 Bu destursuz misafir;
 Zil!
 Çıplak omzumda 
 Aşka teslim kanat sesleri,
 Esrik bir Ağaç 
 Yaladı geçerken gövdemi.
 Su, dedim,
 Gök delindi.
 Işık, dedim
 Venüs geldi.
 Üşüdüm,
 Şalın nefesi kor gibiydi
 Deldi,

 Geçmedi...

Kafeste Bir Kuştu Arzu


Bak, açıyorum kapıyı
 Düş bahçeme giresin
 Ne öncesi var bu yolun
 Ne sonrası, bilesin.

 Kafeste bir kuştu arzu
 Buz kırağı prangası
 Yürek delen nal sesleri
 Kırdı geçti yasakları

 Tenimi azdıran kimdir,
 Kimdir kapımı çalan.
 Kuşuçuran bir deli
 Cevap verir uzaklardan

 Yalnızlığı kırbaçlayan tenindir
 Doru attır yüreğinde koşturan
 Odunuyum ateşinin
 Su döktükçe alazlanan.

Yağmur Yağıyor Dışarıda


Yağmur yağıyor dışarıda
 Ben içerideyim
 İncir ağacı da dışarıda
 Kır yeleli azgın at da.
 Habire bekle dur
 Çatladı çatlayacak
 Narın da canı burnunda
 İnce bir sızı gezinip duruyor
 Çimenliğin oralarda.

19 Ekim 2013

Adı Hüzündür... Üşür






Bir Yaz Üşümesi ve Kıyamet Düşleri adlı iki romanı ve gazete köşe yazılarıyla hayata dokunan, duyarlı bir yürek olarak tanıdığımız Tijen Zeybek, "Adı hüzündür... Üşür" başlığıyla edebiyatın dışındaki üretimlerini paylaştığı seramik-heykel sergisiyle, 9-15 Mayıs 2011 tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi'ndeydi.

Tijen Zeybek, görünenin değil görünmeyenin, bilinenin değil bilinmeyenin, zahiri olanın değil ama ille de batınînin, varlık âleminin değil ancak gaibin peşinden gittiğini vurguluyor.

Bu yol tutuşta zalimin değil asla, mazlumun, güçlünün değil zayıfın, ezenin değil ezilmek istenenin, tokun değil açın, varsılın değil, elbette yoksulun yanında olmayı seçiyor.

Tijen Zeybek, ne varsa insana dair yabancımız değildir demiş bin yıl önceden... Demiş amma, insana dair olan her şeyi de kabul etmeyerek... Bu yüzdendir ki gözünü açıp, yağmurları görüp, yüzünü suya verdiği andan beri zehir zemberek yazılar yazar, onları vicdanıyla tartar, yüreğinin yağıyla yumuşatır öylece salar hayatın bağrına.

Hayata ve insana bakarken, amacı görüneni görüntüsünden yakalamak ya da "an" içinde hapsetmek istemiyor, çünkü gözün gördüğüyle değildir onun işi.

Çoğu insan, kendi "iç"ini bilinmez bir ahir zamanda yaşıyorken hepimizin "iç"inde ve "iç"lerde saklı olanın peşindedir o. O kadar yabancılaştık ki kendimize, artık rüyalarımız daha hakikattir sürdüğümüz hayattan ve bizden. Biz sanallaştıkça sanal âlemlerde, bizi hakikate çağıran ses rüyalarımız oluyor. Tanrının sesi, doğanın sesi, ezelden gelip ebede gidenin, hakikatin. 

Tijen Zeybek, tam da böylesi bir soluk alıp verişte olduğunu vurguluyor.

Hakan Çakmak

Şüphesiz


Şüphesiz o'yum
 Kuşku duyma kendinden
 Şüphesiz ben'dim
 Gece gece saçlarında gezinen
 Bir su gibi akmıştım
 Akmıştım coşkun serçeşmeden
 Ağzın... Ağzındı bal gibi
 Çığlık kıyamet
 Gündoğumu ve günbatımlarında
 Ebedi bakireni tanrıya kurban eden