24 Ocak 2014

Sadakat -2



Öpüşmüştük gizlice

Yok hayır
Ele ele tutuşmuştuk
İlk önce
Yok hayır
Ben saçını okşamıştım
Mütereddit
Ürkekçe
Sen irkilmiştin
Ödün patlamıştı
Korkmuştun
Benden bile

Sadakat -1



Bir gün, bir saat, bir dakika
Eksilmedi içimden sevgim
Sende saklandım ömrümce
Ve sakladım seni en derinimde
Toz kondurmadım sevdama
Kondurmadım zerrece

Sadakat


fot:İhsan Kaçar

Pencere yanı istiyorsun
Biliyorum 
Ama gene de
Biraz sabret ne olur
Isıtayım azacık
Sabahları
Cam kenarı soğuk olur


Günöykü -1




Biz, içimizde acı biriktirip, sürüp yürek namlusuna, şiir sıkıyoruz hayata. Hedefimiz vicdan, kurşunumuz şiirdir. Hüzün tarlalarından hasat ederiz başakları. İçimizde tutup damıtırız acıları. Acıdan süzülen kelam merhemidir yaramızın, süreriz, yakar. Yanmaya çoktan teşneyiz ve yeminliyiz ezelden bu yoldan sapmamaya. Bir başka yeminimiz daha var: yüreğimiz evimizdir bizim, insan olana ardına kadar açıktır kapısı. Amma cahilsen, amma kendinden başka derdin yoksa, amma kibirliysen ve seviyorsan alkışlanmayı uğrama kapımıza mevlana tekkesi değildir burası.

20 Ocak 2014

Günöykü...


Hastaneye düşünce kelebek saplarlar bileğinize. İki kanatlı, medikal kelebek. Acıtırlar canınızı. Fiziksel acıdan ziyade can yakıcı bir şeye verilen isme takılırsınız. Yumuşacık, harikulade ve yeryüzünün en masum canlısı kelebek dönüşmüştür sivri mi sivri bir iğneye. Damarınıza saplanırken usul usul, canınız da acır usul usul. Derinden bir yerlerdendir bu sızıyı duyuşunuz. Sanki bileğiniz ya da dirsek içiniz değil de daha içerde bir yerdir sızlayan. Kelebek harf harf girer benim damarıma. Önce "k", sonra "e"... Ve acı derinleşir giderek; "l", "e"... Acının ucu sivrilir giderek ve son bir hamleyle çığlık çığlığa saplanır etinize: "b e k". Kelebekten bir acınız olur ve sabitlenir etinizde.